BAZI CEMAATLERDEKİ ZEHİRLİ İNANIŞLAR

Son zamanlarda, dini istismar eden FETÖvari cemaatler yine gündemde.

Onları iyi teşhis edebilmek için fikir ve söylemlerindeki ortak yanlışlara, yani insanları nereden zehirlediklerine iyi bakmak lazım. İsimleri farklı olsa da aynı zihniyete sahip olanlar, yine bir gün aynı zararları verebilirler.

İnancı ve fikri bozuk cemaatlerin neredeyse hepsinde, en başta gelen yanlışlık, liderlerinin Allah (c.c.) ile, Cebrail (a.s.) ile, Peygamber (s.a.s.) ile ya da Hz. Ali gibi tarihi şahsiyetlerle konuştuğu inancıdır. Liderlerinin Peygamberler gibi tasarrufta bulunduğuna hatta Yüce Allah'a ait bazı sıfatlara haiz olduğuna inanırlar. Onları beşer üstü birer varlık gibi görürler. Böylece liderlerini kutsallaştırır, onu dokunulmaz, tartışılamaz ve hatasız bir statüye yükseltirler. Bu noktadan sonra da o neyi emrederse onu yaparlar. Liderlerinin ihtirasına alet olurlar. Allah ve Resûlünün emirlerini bir kenara iterler. Kur'an ve sünnete değil sırf kendi cemaatlerinin kitaplarına itibar ederler. Onların her birinin kutsalı, farklıdır.

İşte çevremizi ve çocuklarımızı bu tür gizli ve zehirli yapılardan korumak için ve ülkemizin bu tür tehlikelerle tekrar karşılaşmaması için, yanlış inançlarının iyi tanıtılması gerekir.

Bu noktada zehirli fikir ve inançları derleyen yayınların okunup tahlil edilmesi çok faydalı olacaktır. Örneğin, Diyanet'in, FETÖ'nün yanlışları hakkındaki tespit ve eleştirilerini derli toplu şekilde okumak için aşağıdaki linkte bulunan "Kendi Dilinden FETÖ: Örgütlü Bir Din İstismarı" başlıklı kitapçık indirilebilir.

Bu kitapçığın sadece İçindekiler kısmındaki başlıklar bile, FETÖ'ye benzer yapılardaki tehlikeli inanışların neler olduğu hakkında bir fikir verebilir.

Bk. https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/yayin/kendi-dilinden-feto-orgutlu-bir-din-istismari/0193c42d-cd13-7c1a-62ba-589ebd699555






SABIKALI KİŞİLER CAMİLERDE Mİ ÇALIŞMALI?

Camiler, gözümüz gibi korumamız ve son derece hassasiyetle hizmet edilmesi gereken yerler.

Buralarda her kademede hizmet edeceklerin, anlayışlı, güler yüzlü, ince ruhlu, âdap-erkân bilen ve bulunduğu yerin manevi atmosferine uygun davranan kimseler olmaları çok önemli. Yoksa huzur ve maneviyat mekanı olması gereken bu yerlerde huzursuzluklar baş gösterir.

Vukuatlı kimselerin buralarda görev yapmaları ve cemaatle muhatap olmaları büyük zararlara yol açabilir, nitekim açtığı da oluyor. Zaman zaman bu yönde tatsız haberler kamuoyuna yansıyor; ceza infazı kapsamında camide görevlendirilen kişi, imamın başını yarıyor, cemaati kovalıyor...

Bunlar hiç hoş manzaralar değil. Yazık etmeyelim, milleti camilerden soğutmayalım. 

Bir diğer sorun da, bazı camilerde, cemaate fırça atarcasına bağıran, vaazı veya hutbeyi kafasına göre uzatıp lüzumsuz meseleleri gündeme getiren bazı görevliler. Kendisine cenneti garanti görüp cemaati sürekli azarlanması gereken cehennemlikler gibi gören bu tip kimselerle farklı şehirlerde hâlâ karşılaşıyor olmak, çok üzücü bir durum. Kanaatimce, cemaatin azalmasının en büyük müsebbiplerinden biri bunlar. Herhangi bir vatandaş, mesela bir cuma günü, şu geçim savaşının tam ortasında, işini gücünü bırakıp da azarlanacağı yere gitmek ister mi? Biraz basiretli olmak lazım.

Camideki hizmetler ve hizmetliler, itici olmamalı, cezbedici olmalı.

Caiz demek, kazançlı demek değil

Ekonomi, iktisat ve finansla ilgili meselelerde bir işleme dinî bakımdan "caiz" hükmünün verilmiş olması, bu işlemin maddi yönden kârlı, avantajlı ve kazançlı olduğu anlamına gelmez. Belki de, hesabını kitabını iyi bilmeyenin zararlı çıkacağı bir iştir. İki yönü birbirine karıştırmamak lazım.

ÖLEN MAHŞERE YAKLAŞIR, MİRAS PAYLAŞIMINI GECİKTİREN DİRİLER CEHENNEME YAKLAŞIR!

Memleketteki en büyük sorunlardan biri maalesef akrabalar arasındaki miras problemleri. Nerdeyse her ailede, miras paylaşımı yıllarca sürüncemede kalıyor. Bu esnada haklar çiğneniyor kırgınlıklar ortaya çıkıyor. Bayramlara, düğünlere bile küskünlükler taşınıyor.

Halbuki cenaze defnedildikten sonra fazla uzatmadan bir an önce paylaşım yapılmalı, kimsenin hakkı başkasında kalmamalıdır.

Bir insan vefat ettiğinde, geride bıraktığı mal artık onun değil, bütün mirasçıların hakkıdır.

Miras paylaşımı yapılmadığı müddetçe, diğer varislerin rızası olmadan ölenin mallarını kullanmaya devam eden olursa, bu kişi, haram yemiş oluyor. Kul hakkını çiğnemiş oluyor. "Nasıl olsa aile malı” gibi bahanelerle miras malı üzerinde yetkisiz tasarruflarda bulunmak, şeytanın bir aldatmacasıdır. Kendisi kullanmasa bile, haksız sebeplerle paylaşımı geciktirmek ve bütün mirasçıların bir an önce haklarına kavuşmasına engel olmak da bir vebaldir.

Dünyada bir malı paylaşmak birkaç imza ile mümkün olabilir; fakat ahirette kul hakkını ödemek çok daha zordur. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bildirdiği üzere, mahşere kul hakkıyla gelen kimsenin sevapları hak sahiplerine verilir; sevapları yetmezse hak sahiplerinin günahları ona yüklenir. Sonunda da cehenneme gider maâzallâh!

Mal uğruna kardeşliği, akrabalığı ve ahireti kaybetmemek lazım.

Aileler içindeki miras kavgalarının meydana getirdiği küslükler, aynı zamanda ülkemizin genel huzurunu riske sokmakta, toplumsal birlik ve beraberliğimizi zayıflatmaktadır.

Bir mirası paylaşmak birkaç gün veya birkaç hafta sürebilir; fakat miras yüzünden oluşan küslük yıllarca, hatta nesiller boyu huzuru bozar.