"KATILIM ENDEKSİ”NE UYGUN OLMAYAN BİR “KATILIM BANKASI” OLABİLİR Mİ?

Daha önceki bir yazıda, dinî gerekçeler ileri sürerek katılım bankalarını savunan bazılarının, diğer bankalarla çalışmayı haram saydığını fakat bu görüşün sağlam ve tutarlı olmadığını belirtmiştik. Bu görüş, zorlaştırıcı ve katılım bankalarının çıkarlarını önceleyen bir yaklaşımdı. Tutarsızdı, çünkü katılım bankalarının kendileri bile zaman zaman diğer bankalarla işbirliği yapıyordu. Hatta ülkemizdeki bir katılım bankasının ana ortağı, konvansiyonel bir bankaydı. Yani faizli bir banka, katılım bankası adıyla bir banka kurmuş, çalıştırıyordu.

Meselenin, akademik alanımı ilgilendiren yönünde, İslam dinini ve din istismarını ilgilendiren iki boyut vardı. Birincisi, Müslümanlara hayatı zorlaştırmayı maharet sanan o görüş. İkincisi, o görüş sahiplerinin, katılım bankalarıyla çalışmayı bazı müesseselere ve personellerine dayatmış olması, başka bir deyişle, dinî gerekçeler ileri sürülerek yaşatılan mağduriyetler. Din istismarı kavramını kullanıyoruz, çünkü işin sonunda katılım bankasının kazanç elde etmesi söz konusu. Ve bu kazanç banka sahiplerinin oluyor. Durum, Osmanlı’daki para vakıfları gibi değil.

Maalesef 2020-2025 yılları arasında bu konuda çok acı tecrübeler yaşandı. Mesela güya gayret-i diniyye ile, onbinlerce personeli bulunan bazı müesseselerin maaş işleriyle ilgili ihaleler katılım bankalarına verildi. Bu bankalar ise yetersizlikleri ve beceriksizlikleri nedeniyle, hizmet yerine sorun üretti. Bunun üstüne bir de, sorunlardan şikâyetçi olan kurum personellerini aşağılama ve insan yerine koymama gibi “artılar” eklenince, bu bankalardan bazıları kimi dinî çevrelerde istenmeyen kuruluşlar haline geldi.

Yeterli hizmet üretip üretmedikleri bir yana, katılım bankalarının dine uygun olup olmadığı noktasında bile bir sürü kuşkular ve hileli işler varken, bunların mutlak İslamî olarak takdim edilmesi ve dayatılması, hiç akıllıca bir iş değildi. Zaten sonradan kurulan bazı bankaların, katılım bankacılığına severek girmedikleri ve adeta katılım bankası olmaya zorlanmış gibi bir tavır içinde oldukları da belliydi. Zorla güzellik olmuyor. Kısacası din bahanesiyle yaşatılan sıkıntılar, katılım bankacılığının itibarını zedeledi. Keşke o zamanlarda katılım bankalarına yön veren akil insanlar olsaydı da bu sonucun önüne geçilebilseydi. Ama olmadı.

Gelelim Bugüne

Hani o bazılarının, İslam’a uygun olduğunda tereddüt etmedikleri katılım bankaları var ya, onlardan biri yakın zamanda, halka arz yoluyla borsaya açılmaya karar vermiş. Tabii olarak, borsaya girdiğinde bazı endekslere dâhil olacak. Onlardan biri de, dinî ilkelere/katılım finans ilkelerine uygunluğu gözeten “katılım endeksi”. Bir de bakılıyor ki, adında “katılım bankası” ifadesi bulunan o kuruluş, söz konusu endeksin kriterlerini karşılamıyor. Başka bir deyişle, kriterleri karşılayıp karşılamadığından emin olunamıyor. Peki, ne olacak, yolun burasına gelmişken geri mi dönülsün, borsaya girmesin mi? Çözüm bulmak için, bankanın ana ortaklık yapısının (belki sadece kağıt üstünde) değiştirilmesi (ya da ayrıştırılması) gibi arayışlar başlamış. İşte bu arayışlar da medyaya farklı şekillerde yansıtılıp tartışma konusu olunca, katılım bankacılığıyla ilgili bir vahamet gün yüzüne çıkmış oldu.

Şimdi, çözülmesi ve cevaplanması gereken mesele şu: Katılım endeksine uygun olmayan bir katılım bankası olabilir mi? Böyle bir banka, şimdiye kadar nasıl “katılım bankası” olabildi, hem de bazı dinî çevreleri kırıp dökecek kadar, dine uygunluğunda ısrar edilerek? Dini kullanıp böyle garip sonuçlara yol açmak ve dinî yönden kuşkulu olan kuruluşları İslam’ın ta kendisiymiş gibi topluma takdim ederek İslam’a ve Müslümanlara itibar kaybettirmek kimin eseri? Herhangi bir Müslüman bu tür bir manzaraya razı olabilir mi?

Müslüman imajını korumak ve din istismarıyla mücadele etmek her Müslümanın görevidir.


(NOT: Bazıları, bu tür yazılara bakarak, zamanımızda “daha uygun/helal” bir banka varmış da biz onu talep ediyormuşuz gibi zannedebilirler. Hayır! Öyle öyle değil. Öyle bir banka da yok. Ancak isim hilesi vb. yollarla komik duruma düşmeye de gerek yok. Tutarsızlıktan ve  çelişkilerden de kurtulmak lazım. İster  konvansiyonel olsun, herhangi bir bankayla çalışmak zamanımızda bir ihtiyaçsa, bu gerekçeye bağlı olarak o bankayla çalıştığımızı açıkça itiraf etmek, hileli işler yapmaktan, karayı ak göstermekten daha dürüsttür. Belki de Allah (cc) katında af olunması daha muhtemeldir. Çocukları bile ikna edemeyecek gerekçelerle, katılım bankalarını İslami bankalarmış gibi sunmanın daha büyük bir vebal olduğu kanaatindeyiz. Çünkü işin burasında bir sahtecilik ve kandırmaca gündeme geliyor. Yapılan işlemler aynı mahiyette olduğunda, katılım bankalarında caiz olan bir işlem, diğer bankalarda da caiz kabul edilmeli. Diğerlerinde caiz olmayan, katılım bankalarında da caiz kabul edilmemeli. Gecikme faizi/gecikme cezası, faizli mevduat/kar garantili katılma hesabı, faizli kredi/kar paylı finansman vb.)

11.01.2026