MEHİR KONUSUNDA İŞGÜZARLIK YAPAN BAZI HOCALAR

İster mehir diye konuşulsun isterse böyle konuşulmasın, kadının erkekten evlenme karşılığı istediği ve aralarında anlaşmaya vardıkları her türlü para, mal, takı... dinen mehir sayılır. Mehirde tek taraflı istek değil karşılıklı anlaşma geçerlidir.

Günümüzde zaten bu meseleler taraflar arasında nikahtan önce uzun uzun konuşulup bir noktada anlaşmaya varılıyor. 

Buna rağmen bazı hocaların, çiftlerin önceden yaptıkları anlaşmayı yok sayarak, sanki nikah anında yeniden ve başka bir mehir belirlemek gerekirmiş gibi davranmaları yanlıştır ve işgüzarlıktır. Nikah anında illaki mehir konusu hatırlatılacaksa, kıza verilecekler konusunda önceden anlaşıp anlaşmadıkları sorulabilir ve anlaşmalarına sadık kalmaları gerektiği hatırlatılabilir.

Kaldı ki mehir, nikahtan önce evlenme görüşmeleri esnasında belirlenebileceği gibi belirlenmese de olur. Mehri hiç belirlemeden kıyılan nikah da dinen geçerlidir. Bu durumda emsal mehrin geçerli olması ve benzeri hükümler vardır.

(Şu anlatılan olay belki mizansen olabilir fakat, mehir miktarını nikah anında belirlemeye çalışmanın meydana getireceği nahoşluğa dikkat çekerek iyi bir ders veriyor.)



VAKIF ve DERNEKLERİN DÖRT GÖZLE BEKLEDİKLERİ BAYRAM GELİYOR

Bu sene de, kurban diye, bağış diye paralar toplanacak.

Yine milyonları aşan yüksek maliyetli reklamlar yaptırılacak, muhtaçların ve zenci çocukların resimleri kullanılacak, afişler asılacak:

- Kurbanını bağışla

- Muhtaçlarla paylaş

- Bayram ettir

- Paylaş, iyiliği çoğalt

- Kurbanınla yetimler gülsün

- Afrika'ya kurban

- Yurt dışı kurban

- İhtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz

...

Bu tür propagandalara maruz kalan halk da kurban için vereceği bütün paranın tüm bu amaçlara gideceğini zannedecek. 

Hâlbuki

- Vakfın/derneğin makam araçlarının modeli düştü, yenilenmeleri lazım (!) Hem de öyle sıradan modeller değil lüks modeller, özellikle de İsrail'e destek vererek kalitesini ispat etmiş markalar çok iyi gider makam aracı olarak (!)

- Yöneticilerin yıl boyu yapacağı turlar, geziler, düğünler, partiler, siyasi görüşmeler, yurt dışında ahbap-dost ve hemşehri ziyaretleri, lüks mekanlarda ağırlamalar, yedirip içirmeler vs. için sürekli gezmeleri, bunun için de mazot, benzin, uçak biletleri... lazım (!)

- Konaklamalarda otellerin yıldızı çok önemli. Temsil, ağırlama ve tören giderlerinin de mutlaka kuruluşun itibarına layık olması lazım (!)

- Ekipleri yöneten üst düzeyler çok yoruldu, dinlenmeleri için her yıl üç beş defa şöyle bir İspanya, Paris, Tokyo, Mısır... görmeleri lazım. Balkan turları da iyi gelir (!)

- Lojmanların iç ve dış dekorasyonu modaya yenik düştü, acilen günü yakalamak lazım (!)

-  Hele bir de bizim o yayınlarımız, sosyal medya ve televizyon kanallarımız, tarikat meclislerimiz, faaliyetlerimiz, dergahlarımız var ya. İşte onların masrafları da çok para tutuyor. Kameraların ve stüdyoların sürekli yenilenmeleri lazım. Ekran yüzlerimizin görünümü için pudra gibi makyaj malzemeleri, mekânların şaşalı gözükmesi için dekoratif eşyalar lazım (!)

- Gençleri örgütleyip sokaklarda devlet aleyhine izinsiz gösteriler, sivil cumalar, camilerde kışkırtıcı eylemler… yapmak lazım.  Bunların da masrafları var!

İşte, bunlar gibi daha nice harcamalar, kurban bayramını bekliyor, maalesef.

Bir aracı kurum olduklarını unutup bağışçılarına karşı ihanet içinde olanlar, bu kurbanda da yine meydana çıkacaklar. Ama fakirlerden çok kendi kuruluşlarını ayakta tutmak ve saltanat sürmek için bu işe girişecekler. Diğer yüzlerini gizleyecekler. Gizli ajandaları olacak.

Hele bir de kurban diye para toplayıp kesmeyenlerin olabileceğini ya da kurban paralarının birtakım terör örgütlerine gidiyor olabileceği ihtimalini düşünmek daha da feci. Şimdilik bunları bir kenara bırakalım.

Peki, vakıf ve derneklerin kurban organizasyonlarında sorun ne?

Bu yazıda dikkat çekmek istediğimiz sorun, kendilerini bir hayır kuruluşu gibi gösterip ticaret yapmaları. Amaca aykırı davranmaları.

İnsanların dinî duygularını kullanarak belli bir hedef için bağış toplayanların, topladıkları tüm parayı o hedefe kullanmaları gerekir. Mesela yurt dışındaki muhtaçlara kurban ulaştırmak için toplanan para ile hem kurbanlar kesilir hem de artan paralar yine o bölgelerdeki muhtaçlara harcanır, harcanmalıdır. Kesinti yaparak veya bağışçılardan kurban bedelinin çok üstünde para toplayıp arta kalanı, amaç dışındaki yerlere, yukarıda sayılan harcamalara aktarmak, büyük bir kandırmacadır. Vakıf, dernek ve insani yardım kuruluşu şemsiyesi altında bunları yapmak ahlaki değildir.

Şayet yapmak istiyorlarsa statülerini ve tabelalarını değiştirmeleri gerekir. Mesela bir süpermarketin, düzenlediği kurban organizasyonundan kâr etmesine ve kazancını da nereye harcayacağına laf edilemez. Çünkü onun, bir hayır kuruluşu olma iddiası yoktur. Ama bağış toplayan, muhtaçlara götüreceğiz diyerek kurban organizasyonu düzenleyen vakıf ve dernekler süpermarket gibi değildir. Topladıkları paralar, ticaret malı değil, bağıştır. Kendileri tüccar ve esnaf değil bağışçıların aracısı yani vekilidirler. O paralar üzerinde istedikleri gibi tasarruf edemezler. Dolayısıyla bağışların tamamı, ilgili hedefe harcanmalıdır. Bağışçıların haberi ve onayı olmaksızın, kurban paralarından bir kısmının yukarıda sayılan yerlere harcanması, dürüstlüğe aykırıdır, güveni kötüye kullanmaktır.

Şimdiye kadar, kurban organizasyonu yapıp da topladığı paralarla hem kurban kesip hem de kasasını dolduracağını ve yukarıdaki harcamaları yapacağını beyan eden bir vakıf veya dernek hiç gördünüz mü? Bağışçılardan bu yönde onay alanı gördünüz mü? Ne kadar kurban parası topladığını, bunun ne kadarıyla kurban kestiğini, ne kadarının organizasyon masraflarına ve ne kadarının ise kendi kasalarına gittiğini şeffaf tablolarla açıklayan bir vakıf veya dernek gördünüz mü?

Müslümanlar dürüst olmalıdır. Kapı arkasından başka işler çevirmek bir Müslümana yakışmaz.

Elbette, kurban organizasyonunu dürüstçe yapan vakıf ve derneklerin olması mümkündür. Şayet böyleleri varsa onları tebrik etmek gerekir. Fakat şimdiye kadar hayatını dinî çevrelerde geçirmiş biri olarak şu kanaatimi açıkça söyleyebilirim ki, bu devirde sırf Allah rızası için kendi ülkesinden binlerce kilometre uzağa gidip topladığı kurban paralarının tamamını oradaki muhtaçlara harcayan, kurban paralarından bir kısmını başka işlere harcamayan bir kuruluş bulunduğuna inanmak çok zor. 

Sâdıklara... Sâdıklarla beraber olanlara selam olsun.


İLGİLİ YAZILAR

- Siz hiç "reklam giderleri için kullanacağız" diye bağış toplayan, zekât, fitre veya kurban parası toplayan bir vakıf/dernek gördünüz mü?

- Zekat toplayıp dağıtan kuruluşların tarihi kökeni (?)




RAMAZAN BAYRAMI KURBANI diye yeni bir kurban mı icat oldu?

RAMAZAN BAYRAMI KURBANI diye yeni bir kurban mı icat oldu?

Bugünlerde sosyal medyada acayip bir reklam dönüyor. Ramazan bayramında “kurban” keseceğiz; yarısı senin yarısı ihtiyaç sahiplerine... İstersen hepsini de muhtaçlara gönderebilirsin, mesajını içeren bir reklam. Hem de, dinî kisveli bir vakıf faaliyeti çerçevesinde bu yapılıyor.

Böyle bir kurbanı (!) ilk defa duyduk. Aslında söylemek istedikleri şey, bayramda et yemek, yedirmek. Zaten Ortadoğu kültüründe ikram ve ziyafet denince ilk başta etli yemekler akla geliyor. Bu kişiler Ramazan Bayramında halkın sofrası etle şenlensin diye bir hayvan kesme organizasyonu yapmaya karar vermişler. İsteyen, bu organizasyon sayesinde muhtaçlara da et gönderebilecek.

Peki, buna neden “kurban” ismi veriyorlar?

Biraz araştırınca görüyoruz ki, doksanlı yıllarda bir hoca bu konuda bir vaaz vermiş ve o vaazda sözde bir hadise dayanarak, ramazan bayramında “kurban” kesip aile fertlerine yedirmenin faziletinden bahsetmiş.

Öncelikle hadis olduğu söylenen o metin, asla sahih hadis kitaplarında yer almıyor. Sadece Suyutî’nin Cemʿu’l-cevâmiʿ adlı kitabında ve onun üzerine kaleme alınan bir kitapta mevcut. Cemʿu’l-cevâmiʿdeki rivayetlerin birçoğunun ise zayıf, hatta uydurma olduğunu ilim ehli öteden beri bilir. Zaten Suyutî de söz konusu o rivayetin sahih olduğuna dair bir şey söylememiş. Mezhepler de, o rivayeti delil kabul etmemişler ve herhangi bir dinî hükme dayanak yapmamışlar. Ramazan bayramının ibadetleri arasında kurban diye bir ibadet bulunduğunu söylememişler. Çünkü bu durumdaki sözler/rivayetler dinde delil olamaz ve bunlara dayanarak İslam’da bir ibadet ispat edilemez. Ümmetin bugüne kadarki uygulamasında da Ramazan Bayramına mahsus bir kurban ibadeti yok.

İkinci olarak ve daha da önemlisi, hadis olduğu söylenen o metinde bile “kurban” kelimesi geçmiyor. Zebiha ifadesi var, yani “kesmek”le ilgili. (وذبيحتُك شاتَك يومَ فطرِك لأهلِك) Koyun kesip aileye yedirmekten bahsediliyor. Her hayvan kesimi, kurban değildir. Bu rivayetin hadis olup olmaması bir yana, bir de bu zebiha ifadesinden yola çıkarak oradan bir “kurban”, yani bir ibadet icat etmek, ne ilmî ahlaka sığıyor ne de ticaret ahlakına. (Ticaret konusu aşağıda gelecek)

Böylece halkın zihnindeki “kurban” anlayışı tahrif ediliyor, kafa karışıklığına yol açılıyor. Kurban kavramını Ramazan bayramıyla ilişkilendirmek asla kabul edilebilir değildir. El-İnsaf! Neden dürüst davranıp da doğru kavram kullanmıyorlar? Velev ki muhtaçlara gidiyor olsun, buna Ramazan bayramında et bağışı, et satımı ya da et ticareti demeleri gerekmez mi? Kurban bayramı başka Ramazan bayramı başka. Yoksa doğru kavram kullanılırsa bağış oranı düşer, endişesi mi var? Asıl endişe edilmesi gereken, dinî kavramlarla oynayıp ahiretini mahvetme riskidir, halkta yanlış algılara sebep olmanın vebalidir. Bunları göze alarak meydana getirilen kavram kargaşası, ahlaken sorunlu bir pazarlama taktiği gibi duruyor.

Gelelim kurban ticareti meselesine;

Zamanımızda gerek Kurban bayramında gerekse diğer aylarda, kesim/kurban organizasyonu düzenleyen neredeyse tüm vakıf ve dernekler, muhtaçlara yardım haricinde, bu organizasyonlardan kâr elde etme ve bu kârı kasalarına koyarak başka işlerde kullanma derdindeler. Fakat bu şekilde ticaret yaptıklarını açıklamazlar, halktan gizlerler. Mesela “Afrika’da kurban” diye bir kampanya yapılınca, millet sanır ki, toplanan tüm para ile orada kurban kesiliyor ve artan olursa o paralar da yine Afrika’daki muhtaçlar için harcanıyor. Hayır, hiç de öyle değildir. Kampanyayı yapanlar, kurban için vekâlet alsalar bile, artan paraların ne olacağı konusunda bağışçılardan bir vekâlet veya izin almazlar, bu noktayı kapalı bırakırlar ve elde ettikleri kazançlarla, başka işler yaparlar. Kimisi bu paralarla Beykoz'daki kendi binalarında inşaat ve tadilat yapmaya kalkar. Hatta bu yüzden Bakanlık tarafından hesaplarına bloke konulan dernekler/vakıflar vardır. Açık söylemek gerekirse, ben bu devirde, kendi kuruluşuna hiçbir şey ayırmadan, tüm kurban parasını dünyanın değişik yerlerindeki muhtaçlara götürecek, bu yolda kıtalar aşmayı göze alacak bir Müslümanın var olduğuna inanmıyorum, öylesini hiç görmedim. Duyduklarımız ve bildiklerimiz de bu yönde.

Meselenin bu yönü, vakıf ve dernek görünümlü ticaretin gizlenen tarafıdır. Bir tür aldatmadır. Açık açık biz ticaret yapıyoruz ve kurbandan kazanç sağlıyoruz diyene söz olmaz. Mesela bu işi meslek edinen kasapların ve et sektöründeki firmaların kurbandan kazanç elde etmesinde bir sorun yok. Sorun, hayır kuruluşu kisvesiyle ve bağışçılara haber vermeden bu ticareti yapmakta. İşte bu noktada, vakıf ve derneklerin, kurban organizasyonunda ne kadar para toplayıp bunun ne kadarını kurban kesimine, ne kadarını kurban masraflarına harcadıklarını ve artan paralarla ne yaptıklarını gösteren detaylı ve şeffaf raporlara/ tablolara yer verdikleri görülmez. Şimdiye kadar bunu yapan, yani kendi kurumuna kalan tutarı beyan eden sadece bir kuruluşa şahit olduk ve daha önceki yıllarda bunu bir yazıda dile getirmiştim.

Hayırlı Ramazanlar

03.03.2026 Salı

1447 Ramazan