Ramazanda şöyle bir FİNANSAL OKUR YAZARLIK HESABI nasıl olur?

Bilindiği gibi bu mübarek ayda öne çıkan en önemli ibadet, oruç. Oruç, açlığı tatmayı öğretiyor, nefsi terbiye etmeyi öğretiyor. Az ile de yetinebileceğimizi, kazandığımız malda asıl olanın, onu tüketmek olmadığını, gerekirse dişten arttırarak geri kalandan infak etmek ve öbür dünyaya yatırım yapmak gerektiğini öğretiyor.

İşte bu gibi gayelerle oruç, öğünlerimizi 2'ye düşürüyor. Yani bu ne demek? Diğer zamanlarda ortalama 3 öğün yiyen birinin beslenme ve gıda masraflarının, ramazan ayında düşmesi demek değil mi? Eğer orucun ve ramazanın manası iyi kavranmış olsa sonucun böyle olması gerekmez mi? Yani gıda harcamaları bu ayda yaklaşık üçte bir (%33,3) oranında düşmeli değil mi? Tasarruf etmek ve küçük küçük biriken tasarrufları yatırıma dönüştürmek için ne güzel bir fırsat bu!

Ramazanda bir müslümanın gıda harcamalarının azalması veya en azından sabit kalması  gerekirken artıyorsa, burada üzerinde düşünmemiz gereken çelişkili bir tavır vardır. Zaten ülkemizde gıda fiyatlarının bu ayda artmasının bir sebebi de bu tavır değil mi? Bu ayda daha az ile yetinmesi gerekenlerin, daha çok yiyip içmeye çalışıp lükse kaçmaları hem fiyatların artmasına neden oluyor hem de daha çok masraf ettirip finansal okur yazarlık prensiplerine aykırı bir durum oluşturuyor.

Gelin bu aydaki tüketimlerimizi, ramazanın ve orucun ruhuna uygun hale getirelim. Masraflarımızda ölçülü olalım ve yaptığımız masrafları gün gün kaydedelim. (29 Günlük Ramazan Gıda Harcamaları Tablosu). Bu esnada şayet başkalarına iftar verme gibi sebeplerle yaptığınız masraflar varsa onları bu tabloya dahil etmeyebilirsiniz. Çünkü onlar zaten doğrudan uzun vadeli bir yatırıma dönüştü.

Bakalım ramazan sonunda nasıl bir hesap ortaya çıkacak? Bu mübarek aydaki gıda giderlerimiz diğer aylardan daha az mı oldu yoksa daha çok mu?

Bir de o tiryaki arkadaşlar! Sizleri de unutmuyoruz tabi. Umarım oruç günlerinde içmediğiniz sigaraların paralarını bir yere ayırabilir ve yatırıma dönüştürebilirsiniz; dünyalık ve ahiretlik yatırımlara. Ramazandan sonra da inşâallah bir daha sigaraya dönmezsiniz. (Bakın sizler için de duacıyız.)

Atalarımızın finansal okur yazarlık noktasındaki bazı tespitleri:

"Damlaya damlaya göl olur."

"İşten artmaz, dişten artar."

"Her çok azdan olur."

"Aza kanaat etmeyen, çoğu hiç bulamaz."

"Sakla samanı, gelir zamanı."

"Güvenme varlığa, düşersin darlığa."

"Bol bol yiyen, bel bel bakar."

"Çoğu zarar, azı karar."


20.02.2026

Bilal ESEN




"KABE'DE HACILAR HÛ DER" Mİ? HÛ DİYEREK YERİ GÖĞÜ İNLETİR Mİ? YA DA SEMAZENLER CAMİDE DÖNER Mİ?

el-Cevap: Hayır.

Öncelikle Kabe ve Harem bölgesinde yüksek sesle söylenen "hû" diye bir zikir yok. Gidip görenler bilir. Ama oralarda yüksek sesle söylenen Lebbeyk var, meselâ. Bu durumu bilen biri için “Kâbe’de hû sedaları yükseliyor” gibi bir anlatım ya bilgisizlik ya da bilinçli bir romantikleştirme izlenimi veriyor.

Acaba, yukarıdaki cümleyi müzikte kullanıp bugünlerde sosyal medyada adeta şov yapanlardan bazıları Kabe ile kendi dergahlarını karıştırmış olabilirler mi?

Çünkü, Kabe bir mesciddir, camidir. Cami ve mescidlerde "hû" diye topluca ve yüksek sesle zikir yapmak Peygamberimiz (s.a.s) ve sahabe döneminde yok.

Sonraları bazı sufiler bunu kişisel vird edinmişler ama topluca ve yüksek sesle icra etme biçimleri tarikatlardan bir kısmında ortaya çıkmış. Ehl-i sünnet çizgisini muhafaza etmeyi önemseyen tarikatlar ise genellikle böyle gösterilerden uzak durup daha sade zikir meclislerini tercih etmişler.

Elbette, zikir bütün müslümanların ibadetidir. Fakat "hûculuk" başka bir şey. Hû zikri deyince, bunun nasıl söylendiği ve yapıldığı belli. Şekli / formatı görmezden gelinemez. Halbuki Kabe'de, hûcu tarikatlardaki şekliyle bir hû zikri yok. Yani yukarıda tasvir edilen biçimlerde ve özellikle de başını ve vücudunu sağa sola sallayarak ya da halaya benzer şekilde toplu şekilde dönüp zıplayarak zikir çekmek, müslümanların ortak bir örfü değil. Olsa olsa, sınırları zorlayanlara mahsus aykırı bir harekettir. Zaten her müslüman da bir tarikata mensup değildir.

Sadece Kabe'de değil mesela tüm ezanlarda ve kâmetlerde de hû denmez. Hû Ekber değil, Allâhu Ekber! denir.

Bu nedenle tarihte bu gibi merasimleri icra edenler, bunları camilerde değil tekke ve dergahlarında yapmışlardır. Aynı durum semâ ve devran gibi törenler ile cem ve semah hakkında da geçerlidir. Camilerde semâ yapılmaz, müzik aletleriyle, deflerle ilahiler söylenmez.

Bunlar, tüm müslümanlara ait uygulamalar olmadığından camilerde değil ancak tekke ve dergahlarda yapılabilir. Tarihte böyle bir düzen ve edep hassasiyeti oluşmuştur. Camilerde ise bütün müslümanlarca ortak kabul edilen ibadetler ve zikirler yapılır.

Camiler sırf belli bir tarikatın veya cemaatin mekânları değildir. Oralarda aşırılık içeren tavırlar sergileyip orta yolda olan diğer müslümanları rahatsız etmek doğru değildir.