Geçenlerde birkaç gün bu tarihi mekanlara peş peşe gidip geldim.
Sürekli tadilatta olması bir yana, Ayasofya'nın iç kısmı karanlık, eskimiş ve soluk rengiyle bana çok kasvetli göründü. Bazıları kapatılmış olsa da, girişte ve tepelerde hâlâ gözüken o Hristiyanlık figürleri de bana çok soğuk geldi. Mescid atmosferine, "yabancı" bir hava katıyorlar sanki. "İşte benim mabedim" dedirtecek bir sıcaklık hissedemedim. Ses düzeni de pek hoş değil. Hoparlörlerden duvarlara çarpan güçlü ve sert bir ses var ama bu şekilde dinlenen Kur'ân tilaveti, gönle ne kadar huzur veriyor, emin değilim. Hele vaaz dinlemek daha da zor geldi.
Sultanahmet Câmii'ne gelince, aradığım huzuru ve maneviyatı orada buldum diyebilirim. Ses düzeni, ahenk ve yankı muhteşem. Hele bir yatsı namazını adeta Kâbe atmosferinde orada eda ettim. Namazı kıldıran hoca efendiyi eskiden biraz tanırdım ama hep Türk usulü okuduğunu sanırdım. Harem-i şerif imamlarının üslubunu andıran muhteşem bir edayla bize sanki Kâbe'deymişiz gibi hissettirdi. Zaten yeni restorasyondan sonra Sultanahmet'in ışıklandırması da Mescid-i Haram'ı andırıyor. Ta uzaklardan görünen, beyazımsı ve cezbedici bir aydınlığı var.
Elbette Ayasofya fetihle özdeşleşmiş bir kudret sembolüdür. Müslüman mabedi haline gelişi, büyük bir cihadın eseridir. Ayasofya belki kılıçtır, güçtür, iktidardır... Ama Sultanahmet de huzurdur, maneviyattır, aydınlıktır. Maviye dalmak, stresi azaltmak, ruhu dinlendirmektir. Ahenktir, musikidir ve insanın, kendini ulvi bir hazza kaptırmasıdır.
Tabii ki ben bir sanatçı iddiasıyla bunları söylemiyorum. Amatör duygularımı böyle ifade edebildim.
Bende bıraktığı iz bakımından Sultanahmet'in yeri ayrı oldu.
Zaman ve fırsat bulanlara, özellikle bir gece vakti Sultanahmet'te bulunmalarını, Ayasofya ile karşılıklı okunan ezanı dinlemelerini ve hiç olmazsa bir vakit namazını orada cemaatle kılmalarını hararetle tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder