“O kadar hızlı gittik ki, ruhlarımız geride kaldı. Biraz soluklanalım; ruhlarımız bize yetişsin.”

Bu Kızılderili özdeyişi, galiba en çok da çağımızın Müslümanlarına sesleniyor.

Sürekli koşuyoruz…

Bir şeyler yapıyor, mücadele ediyoruz.

Fakat tefekkür zayıflayınca, tedebbür ihmal edilince ve tedbir eksik olunca yapılan işler pek bir bereket üretmiyor. Nice hayırlı niyet, yanlış yöntemler yüzünden yanlış neticelere dönüşebiliyor. Bazen inşa etmeye çalışırken farkında olmadan tahrip ediyoruz.

Bugün kendimize dönüp dürüstçe sormamız gerekmiyor mu:

Biz ne yapıyoruz?

Nereye gidiyoruz?

Ve geldiğimiz noktadan gerçekten memnun muyuz?

Din eğitimi…

Din dersleri…

Ailenin korunması…

Neslin muhafazası…

İnsan onurunun korunması, "köpeklere" yem edilmemesi...

Hakkın, hukukun, adaletin korunması…

Liyakat, hakkaniyet, helal lokma…


Yıllarca hep başkalarını suçlamıştık:

"Dinimizi ifsat ediyorlar"...

“Aileyi yıkıyorlar…”

“Maneviyat elden gidiyor…”

“Edep kalmadı…”

Peki şimdilerde biz ne yapıyoruz? Bütün bu savrulmalarda bizim hiç payımız yok mu?

Bunca koşuşturmaya, bunca faaliyete, bunca gürültüye rağmen; toplumun ahlakında, vicdanında, merhametinde ve maneviyatında gerçekten ne kadar mesafe alabildik?

Belki de artık biraz durmaya ihtiyacımız var.

Daha çok bağırmaya değil; daha çok düşünmeye…

Daha çok aceleciliğe değil; daha çok muhasebeye…

Daha çok görüntüye değil; daha çok hikmete…


Kendin için bir iş yapıyorsan: 2 düşün, 1 yap.

Ailen için bir iş yapıyorsan: 10 düşün, 1 yap.

Millet ve ümmet için bir iş yapıyorsan: 100 düşün, 1 yap.

Zira yanlış bir adımın bedelini bazen nice nesiller öder.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder